Minimal Ebeveynlik -1
26 EkimBu yola çıktığımda en büyük soru işareti kızıma bu seçimin nasıl yansıyacağıydı. Aslında hamile iken okuduğum Daha Sade Bir Hayat kitabı ile birlikte pek çok karar almış, eşten dosttan gözlemlediğim kadarı ile de çocuklara fazlasını alarak anlık mutluluklara yönlendirildiğini ve her ne kadar alırsanız alın bir sonunun olmadığını gözlemlemiş ve sonunda tatminsiz ve huzursuz çocuklar yetiştirildiği konusunda mutabık kalmıştım. Fakat ne kadar yakından tanık olsam da anne kimliğime erişmeden anlayamayacağım şey, fazlalıkların yalnızca kıyafet, oyuncak vs gibi somut şeylerden ibaret olmadığıydı.
Kızım dünyaya geldikten 4-5 ay kadar sonraydı, ele avuca gelmeye evdeki eşyaları ben buradayım demeye başlamıştı. Çok iyi hatırlıyorum çünkü eşyaları göze gelmeye başladıkça aldıklarımızın az olduğunu düşünmüştüm ve bu düşünce ile başladık araştırmaya.
Bizimkinin çok az kıyafeti vardı hep aynı şeyleri mi giydirecektik? Bir oyuncak çıkmış kaba motor gelişimi için çok faydalı bizim çocuğumuz gelişmesin mi? Böyle böyle sorular birikmeye, gözüm diğer bebeklere neler alındığından başka şey görmemeye başlamıştı. Kızımız eksik mi kalsındı? İleride benim niye şık şık elbiselerle fotoğrafım yok derse ne diyecektik? Of bizimki poz vermeyi de sevmiyor, biraz daha uğraşayım da çocuğum büyüyünce sorduğunda senin de fotoğrafların var tabi annecim derim. Sosyal medyada bu aralar pek bir meşhur şu ayakkabılardan bizde alalım, gerçi eskitemiyor ama olsun çok da tatlı görünüyorlar. Örnekleri katlamak mümkün sizde tahmin edersiniz ki. Böyle böyle derken, düştük mü tüketim çılgınlığının kucağına... Durum öyle bir hal aldı ki kendi ihtiyaçlarımıza bile bakamaz olmuştuk. Zaten odak noktanız çocuğunuza alacaklarınız olduğunda, bir de sosyal medya bağımlılığına tutulmuşsanız anne-bebek profilleri yeni arama motorunuz, online bebek alışveriş siteleri her boş anınızda okumaya can attığınız kitabınız haline geliyor! Annelik hormonlarınız da en coşkun zamanını yaşadığından işin içine bir de duygusallık giriyor ki kapıldığın girdaptan çık çıkabilirsen. Ha şunu da eklemeliyim kendime haksızlık etmek istemem ben bir de ihtiyaç süzgecinden geçirip günlerce kafa yoruyordum ki harcadığım zamanı da düşünürsek nerde kar nerde zarar belli değil.
Kendini tatmin edecek kadar alışveriş yaptığında -kendini diyorum çünkü el kadar sabi ne giydiğinden bihaber, karnını doyurma ve bakım gibi gereksinimleri karşılandıktan sonra ihtiyacı olan tek şey sevgi, sevgi, sadece sevgi- bu kez çocuğunun gelişim frekansına geçiş yapıyorsun.
Nasıl vakit buluyorlar hem ev işlerine, hem çocuğun ihtiyaçlarına hem de aktivite hazırlamaya! Aldığın oyuncaklar bir yana, evde senin hazırlayacağın aktivite ve etkinlikler bir yana... Ne yani çocuğun gelişemesin mi?
Biliyorum anneysen tüm cümleler tanıdık geliyor, beyin durmuyor türetiyor de türetiyor. Beyninin hızına bedenin yetişemiyor, yapılacaklar listen günden güne kabarıyor. Öyle günler oluyor ki o listeye on madde eklerken bir tanesinin bile üzerini çizemiyorsun. Enerjini bir de düşünceler sindiriyor, kısır döngü içerisinde günden güne tükeniyorsun...
Bunlar işin görünen kısmı, hatta bir çoğumuz farkındayız dillendirdiğimiz, şakaya vurup geçtiğimiz çok olmuştur. Ancak asıl mesele alıp kenara koymakla tanımlanacak kadar basit değil. Yetişemediğiniz şeyler çoğaldıkça tükendiğinizi hissettiğiniz oldu mu? Ya aldığınız, yapmaya ittiğiniz her şeyin çocuğunuzu çığırından çıkardığını söylesem? Eşya kalabalığının çocuğunuzu ateşlediğini, fazlası ile maruz kaldığı gelişimi için dediğiniz her şeyin çocuğunuzun ritmini bozduğunu? Fazlalıkların üzerinde baskı yarattığını ve duygu durumunu dalgalandırdığını? Belki de gereksiz çok fazla şeye odaklandığınız için asıl göreviniz olan çocuğunuzu anlamaya zaman ayıramıyorsunuzdur, güven veremiyorsunuzdur, bu sebeple sizinle zıtlaşmayı tercih edip anlaşılmak istediğinin sinyallerini veriyor olamaz mı?
Olabilir... Çok daha fazlası mümkün...
Oysa kızım minimal ebeveynleri olması istediğinin mesajını pek çok kez vermişti zaten doğasında bu vardı ama daha fazlasını yapmak isteyen ana yüreğim bu düzene öylesine kapılmıştı ki odaklandıklarımın yoğunluğu ile kendi iç sesimi de sezilerimi de farkında olmadan bastırıyordum.
Taa ki kendimi sesle ağlarken bulduğum o güne kadar...
Yazının 2.bölümü








0 yorum